Bal, Doğanın Sunduğu En Tatlı İlaç!

Binlerce yıldır dünya üzerinde pek çok  insanın sofrasına tat katmış, kehribar renkli şifa h2_13.152.6iksiri bal. Balın geçmişi çok eskilere dayanıyor, üstelik sadece de besin maddesi olarak değil. Örneğin, MÖ 2100-2000 dönemine ait olduğu bilinen Sümer çivi yazmalarında “ilaç ve merhem”olarak bahsedilmiş baldan. Yine binlerce yıllık geçmişe sahip, tarihte ilk Tıp yazması olarak kabul edilen Ebers Papirüsü’nde tarif edilen tedavi reçetelerinde karşımıza bal çıkması balın asırlardır şifa ile yanyana anılmasının açıklayıcı sebebi olabilir. Daha yakın tarihimizdeki kayıtlara baktığımızda Aristo notlarında baldan bahsederken “göz ağrılarında ve yaralarda kullanılabilecek merhem” demektedir1. Bugün tamamlayıcı tedavilerde, holistik beslenmede ve hatta pek çok halk reçetesinde bal kullanımına atıfta bulunulması da belli ki binlerce yıllık tıp mirası yazmalara olan güvenimizden kaynaklanıyor.  İşlenmemiş, doğal ham bal, arıların ürettiği şekliyle kalan bal, market raflarında şık kavanozlarda tek tip cazip görünmek uğuruna ısıtılmamış, süzülmemiş, şifası sökülüp alınmamış baldan bahsediyoruz elbette. Bal Holistik Tıp için çok kıymetli ve çok geniş şifa yelpazesine sahiptir ancak biz bu yazımızı balın yara iyileştirme özelliği ile sınırlı tutmak istiyoruz. Kısaca; bal, yanıklarda, yaralarda, böcek ısırıklarında kullanılabilecek tedavi edici özellikte yeni nesil antibiyotik olabilir mi sorusuna cevap arıyoruz. Aradığımız cevap her ne kadar binlerce yıl önce atalarımız tarafından cevaplanmış olsa da, biz çivi yazılarını referans göstermekle yetinmeyip daha somut, bugünümüze ait bilimsel ve kanıta dayalı çalışmaları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Balın antibakteriyel olduğu 19. Yüzyıldan beri bilinmektedir ve bu gerçek son zamanlarda yapılan sayısız çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Tıp dünyasından bir kaç sağ duyu sahibi hekim senelerdir bizi uyarmasına rağmen, antibiyotiğe dirençli bakterilerin yol açtığı hastalıklar dünya genelinde en ciddi sağlık tehtitlerinden biri haline gelmiştir2-3.  Hem hastaların antibiyotik kürlerini doğru kullanmamış olmaları, hem de hekimlerin özensiz, hatta virütik hastalıklarda dahi emin olmadan antibiyotik ilaçları reçete etmiş olmaları diyebiliriz ki bugün gelinen duruma zemin hazırlamıştır. Bugün bazı bakterilere karşı yeni nesil antibiyotikler bile etkisini kaybetmiştir ve ilaç firmaları yeninin de yenisini üretememektedir. Bu büyük tehtit karşısında araştırmacıların artık geçmiş tıp mirasımızla barışıp binlerce yıldır kullanılan doğal, bitkisel reçetelere burun kıvırmak yerine bu reçeteleri bilimin ışığında araştırıp insanlığın kullanımına sunmaları yapılacak en akılcı iştir. İşte bal ile ilgili araştırmalar da bu ihtiyaçdan doğmuştur ve literatürde kısa bir araştırma bile atalarımızın balı yüceltmesinde ne kadar haklı olduklarını gözler önüne sermektedir.

Labaratuvar çalışmalarına baktığımızda, bal bir çok farklı cinsten mikroorganizmaya karşı antibakteriyel aktivite sergilemektedir4. 47028Balda %90’a yakın şeker vardır ve bunun çoğunluğu da fruktoz ve glikoz şeklindedir. İşte bu yüksek şeker yoğunluğu sayesinde seyreltilmemiş bal ortamdaki bakteriler üzerinde osmosis dediğimiz etki ile hücre suyu kaybına ve bakterilerin ölümüne sebep olmaktadır5. Balın senelerce bozulmadan kalabilmesinin başlıca sebeplerinden biri de budur. Doğal bal kavanozu bakterilerin yayılması için hiç uygun bir yer değildir zira bal yüksek şeker ihtiva ettiği gibi aynı zamanda çok düşük bir pH seviyesine sahiptir ve yine bu da bakterilerin hiç istemediği bir ortamdır. Balın antibakteriyel özelliğinden bir diğeri de hidrojen peroksittir. Çoğumuzun hatırlayacağı üzere eczanelerde yaralara pansuman yapılırken oksijenli su kullanılırdı kısa bir zaman öncesine kadar. Oksijenli su, yani hidrojen peroksit güçlü bir mikrop kırıcıdır ancak yoğun kullanımda çeşitli cilt tahribatları ve ısıya ve ışığa bağlı olarak kimyevi yapısında bozulmalardan dolayı son yıllarda medikal kullanımındaki popüleritesini kaybetmiştir. Günümüzde hala hastanelerde tıbbi cihazları dezenfekte etmek için değişik yoğunluklarda hidrojen peroksit kullanılmasına ragmen açık yaralara artık pek kullanılmamaktadır. Doğada var olan hemen hemen bütün ballar uygun şartlarda seyreltildiğinde kimyasal etkileşim sonucu hidrojen peroksit üretirler6. Balda glikoz ve bal arılarının belirlediği oranda glikoz oksidaz vardır ve uygun kimyasal ortamda bal seyreltilince glikoz, glukonik asit ve hidrojen peroksit açığa çıkarır. Kimyasal ortam dediğim için aklınıza tam teşekküllü bir labaratuvar gelmesin hemen, nefes alışımız bile bir kimyasal işlem sonuçta. Nedir peki bu “uygun kimyasal ortam?”  Glikoz oksidazın açığa çıkması için 5.5 – 8.0 pH arası bir ortama ihtiyaç vardır. Seyreltilmemiş balın pH seviyesi 3.2-4.5 arasında değişmekte olduğu için tek başına, seyreltilmeden bu enzimi aktive etmesi mümkün değildir. Kaldı ki glikoz oksidazın aktivitesinden önce başka bir gereklilik de ortamda belli miktarda sodyum olması zorunluluğudur. Yani balın hidrojen peroksit üretebilmesi için sıvı ve sodyuma ihtiyacı vardır. Doğanın mucizesi buradadır ki bal ciltteki açık yara ile temasa geçtiğinde yaralı ortamdaki vücut sıvılarında bulunan sodyum ve yüksek pH değerlerinin yardımıyla yavaş salınımlı hidrojen peroksit üretmeye başlar ve tüm bu zincirleme kimyasal etkileşim sonucu antibakteriyel özelliği devreye girer. Bu üretilen hidrojen peroksit de labaratuvar ortamında üretilen oksijenli sudan çok daha üstün özelliklere sahiptir. Birincisi yavaş salınım yapan bu hidrojen peroksit eczanelerde şişelerdeki hidrojen peroksitin sergilediği zararlardan hiç birini sergilemez. Baldaki en etkili antibakteriyel bileşen olan hidrojen peroksitin yoğunluğu farklı glukoz oksidaz seviyeleri ile belirlenmektedir ki bunun da elbette tek belirleyicisi arılar ve sentezledikleri çiçek polenleridir7. Yapılan labaratuvar çalışmaları göstermektedir ki baldaki hidrojen peroksit seviyeleri ile antibakteriyel etkileri arasında kayda değer korelasyon vardır.

Yüksek şeker yoğunluğu, hidrojen peroksit ve düşük pH baldaki yara iyileştirme yönünde etkili en belirgin antibakteriyel faktörlerdir ancak kimyasal olarak balın antibakteriyel bileşenleri bunlarla sınırlı değildir. Balın antbakteriyel özelliği farklı farklı etken maddelerin birbiri ile olan etkileşimine ve uyumuna bağlıdır. Araştırmalara göre bal sadece antibakteriyel olmakla sınırlı kalmayıp bakterilerin biyofilm oluşumunu da etkilemektedir8. Buna ek olarak bal higrosopik özelliğe sahiptir, bu sayede de uygulandığı ortamdaki nemi çekerek bakterileri dehidre etmesi de yine yaralarda antibakteriyel etkisini desteklemektedir.  Günümüz araştırmacılarıyla da sabittir ki: doğal, ısıtılmamış bal patojenik ve oral bakterilere ve hatta besinsel bakterilere karşı geniş spektrumlu antibakteriyel özelliğe sahiptir 9-10. Yapılan bir araştırma sonucuna göre, Çay Ağacından elde edilen Manuka balı, gram negatif ve gram pozitif dahil, aerob ve anaerob bakteriler içinde 60’a yakın farklı türde bakteri cinsine karşı baskılayıcı etkiye sahiptir11. Yapılan araştırmalara göre Manuka balı  Staphylococcus aureus (S. aureus) ve Helicobacter pylori (H. pylori) gibi patojenik bakteriler üzerinde antimikrobiyel etki sergilemesinden ötürü yaralarda ve mide ülserlerinde tedavi vaat edebilecek boyuttadır12. Doğal bal cinsleri aktif maddeleri açısından birbirinden farklılık gösterdiği ve bu da tedaviyi direk etkileyeceği için medikal alanda kullanılmak üzere bal standardizasyonu da yine günümüz araştırmacılarının üzerinde çalıştığı bir başka konudur.

collecting-honey1Tüm bu bilgiler ışığında bal hem profilaktik terapilerde hem de tamamlayıcı tedaviler açısından yeni nesil antibiyotik olmaya adaydır diyebiliriz. Bu yazımızdaki kaynakların çoğundaki bir başka sevindirici ortak bulgu da bugün itibariyle henüz bala dirençli fenotipler ortaya çıkmamış ve antibiyotiğe dirençli bakterilerin dahi bal karşısında direnç gösteremediğidir. Asırlar öncesinden devraldığımız tıbbi miras bize balın binlerce yıldır tedavi amaçlı kullanıldığına dair yeterli kanıt sunmaktadır aslında bakmayın biz yeni bulmuş gibi şimdi seviniyoruz ancak atalarımız bizden çok daha açık fikirli idi hiç şüphesiz. Doğal balın senelerce bozulmadan kalması da ortamında bakteriye dost hiç bir maddenin olmadığının bir göstergesi değil mi zaten? Günümüz biyokimyevi verileri ile incelendiğinde bal güçlü antibakteriyel ve yara iyileştirici özellikleri ile antibiyotik kremlere eş bir doğa hediyesidir. Farmakolojik etkileri her geçen gün keşfedilmekte olan bal, bu gidişle kısa zamanda sadece soframızda değil ecza dolabımızda da yerini alacaktır. Özetle bir daha elinizde ufak bir böcek sokması veya hafif bir yanık olduğunda doğaya güvenin ve ilk müdahele için bal kavanozuna uzanın derim.

Sağlıkla kalın.

Kaynakça

  1. Mandal, M. D., & Mandal, S. (2011). Honey: its medicinal property and antibacterial activity.Asian Pacific Journal of Tropical Biomedicine1(2), 154–160. doi:10.1016/S2221-1691(11)60016-6
  2. Kwakman PH, Zaat SA. (2012). Antibacterial components of honey. IUBMB Life.  Jan;64(1):48-55. doi: 10.1002/iub.578. Epub 2011 Nov 17.
  3. Maddocks SE, Jenkins RE. (2013). Honey: a sweet solution to the growing problem of antimicrobial resistance? Future Microbiol.Nov;8(11):1419-29. doi: 10.2217/fmb.13.105.
  4. Molan PC. The antibacterial nature of honey. The nature of the antibacterial activity. Bee World.1992;73:5–28.
  5. Molan PC. The evidence supporting the use of honey as a wound dressing. Int J Low Extrem Wounds.2006;5:40–54. [PubMed]
  6. Cooper R. How does honey heal wounds? In: Munn P, Jones R, editors. Honey and Healing. UK: International Bee Research Association; 2001.
  7. Weston RJ. The contribution of catalase and other natural products to the antibacterial activity of honey: a review. Food Chemistry. 2000;71:235–239.
  8. Mandal S, Pal NK, Chowdhury IH, Deb Mandal M. Antibacterial activity of ciprofloxacin and trimethoprim, alone and in combination, against Vibrio cholerae O1 biotype El Tor serotype Ogawa isolates.Polish J Microbiol. 2009;58:57–60. [PubMed]
  9. Lusby PE, Coombes AL, Wilkinson JM. Bactericidal activity of different honeys against pathogenic bacteria. Arch Med Res. 2005;36:464–467. [PubMed]
  10. Mundo MA, Padilla-Zakour OI, Worobo RW. Growth inhibition of foodborne pathogens and food spoilage organisms by select raw honeys. Int J Food Microbiol. 2004;97:1–8. [PubMed]
  11. Molan PC. The antibacterial nature of honey. The nature of the antibacterial activity. Bee World.1992;73:5–28.
  12. French VM, Cooper RA, Molan PC. The antibacterial activity of honey against coagulase-negative Staphylococci. J Antimicrob Chemother. 2005;56:228–231. [PubMed]

This entry was posted in Genel, Holistik Beslenme and tagged , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply